Lise yıllarımda yazdıklarımla paylaşırdım
duygularımı. Sonrasında artan hayat gailesi, yoğun çalışma temposu, çocuk,
yemek, bulaşık derken içime bakmaktan uzun zaman vazgeçtim. Ta ki Uzunköprü’ye
gelip Gürses’te çalışmaya başlayıncaya kadar. İlk içimde paylaşma tepkisini spor
sahası kıyısında terkedilmiş 15 günlük erkek bebek haberini hazırlarken
hissettim. O an yazmak istedim. O kadarcık bebeği nasıl bir vicdanın gecenin
soğuğu, sokak hayvanlarının insafına terk edebildiğini anlayamadım. Dişi olarak
dünyaya gelen her varlık, eğer aksine bir rahatsızlık söz konusu değilse bir gün
anne olur. Hamile olmak, karnında taşımak ve doğurmak bir kadın, bir dişi için
unutulmayacak evrelerdir. Sonrasında dünyaya getirdiğiniz canlı yani yavrunuz
yaşamak ve büyümek için bütünüyle size muhtaç durumdadır. Süt vermeli,
temizlemeli, görüp gözetmeli, ısıtmalı ve her şeyden önemlisi onu sevmelisiniz.
Yüzünü gördüğüm anda sevdim biraz klişe bir cümledir. Evet yüzünü gördüğünüz
anda seversiniz ama asıl evladınızı sevmek zamanla gelişen hatta öğrenilen bir
duygudur. Genç ve ileri yaşlarda anne olmanın farkı biraz burada ortaya çıkar.
Asıl mesele siz arada geçen yıllarda bir yaşam dünyaya getirmenin sorumluluğunu
ve sevginin özelliğini öğrenmişsinizdir. Yani aslında doğurmakla bitmez iş. Emek
gerekir, özveri gerekir ve her şeyin başında sevgi gerekir. Bu durumda asıl anne
ya da baba kimdir gibi bir durum da çıkar tabii karşımıza. Biyolojik ve
fizyolojik olarak ayırmak gereği çıkar. O haber sırasında böyle kadınların anne
olamayacağını düşündüm öfke duydum doğurmalarına akılsızlıklarına ve insanlıktan
uzak davranışlarına. O bebek asla hayatı boyunca tam bir insan olamayacak. Bir
yerlerinde hep istenmemişliğin, terkedilmişliğin travması ile yürüyecek yolunu.
Gözlerini kapatınca hatırlayacağı bir anne kokusu olmayacak burnunda. Bir babaya
güvenmeyi bilmeyecek. Elbette yetişeceği korunup, gözetileceği, elden geldiğince
sevileceği bir yerde olacak. Ama her şey biraz eksik olacak hayatında. Elbette
çok daha kötü şartlar olabilirdi bu yüzden buna da şükretmeyi bilmek gerek. Bir
de başka çocuklar var dünyamızda var olan. Onlar da doğuruldu bir anne
tarafından. Normal olarak başında onu koruması kollaması doyurması beslemesi
gereken bir de babası vardı. Dün akşam büyük kısmımızın ana haber bülteninde
izlediğimiz yüzü gözü şiş her yeri morarmış saçından tırnağına kadar dokunacak
yeri kalmamış kızdan söz ediyorum. Günlerdir komada kaldıktan sonra kendine
gelince anne babası tarafından o hale getirildiğini söyleyen valiliğin korumaya
aldığı küçük kız hani. Bir yanda dünyaya getirdiği yavrusunu yanında
barındırmayıp ölüme terk eden bir anne öbür yanda o yavrunun adeta canına
kasteden bir aile. Bunun ortası yok mu demiyorum. Biliyorum ortası var ve çok
şükür ki o ortalar toplumda büyük çoğunluktalar. Uygarlık iddialarında
bulunduğumuz, insan hakları, çocuk hakları, hayvan hakları ve şu anda bir dünya
aklıma gelmeyen hakka saygılı olmak üzerine sözler verdiğimiz, AB kapısında
kuyruğa girdiğimiz bir zamanda bu duyduklarıma inanmak istemiyorum. Ata
sözlerimize dönüp bakıyorum dayak cennetten çıkmadır demiş birileri. Kim dediyse
unuttuğu bir önemli ayrıntı vardı bence. Dayakla adam olunca eşekler adam
olurdu. Hanımlar ve beyler dünyaya getirdiğiniz çocuklarınızdan sorumlusunuz.
Bunu hissetmiyorsanız eğer bir hatırlatayım dedim. Onları korumak, kollamak,
giydirmek, doyurmak vs gibi zorunluluklarınız olduğu gibi insana yakışır
değerlerle yetiştirmekle sorumlusunuz. Eğer kafanız buna basmıyorsa çocuk
yapmayın. İnanın korunmak, bir çocuk yetiştirmekten çok daha ucuz maliyetli bir
olay. Kendinizi psikolojik olarak hazır hissetmiyorsanız çocuk sahibi olmayın. O
çocuklar sizin kum torbalarınız değildir, olmamalı. Siz anne babanızdan dayak
yiyerek büyümüş olabilirsiniz ama eskilerin hatalarını tekrarlayarak bir yere
varamayacağımız da bir gerçek.
DOROTHY NOLTE’nin tespitleriyle;
* Eğer Bir Çocuk:
*Sürekli eleştirilmişse; Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
*Kin ortamında büyümüşse; Kavga etmeyi öğrenir.
*Alay edilip,aşağılanmışsa; Sıkılıp utanmayı öğrenir.
*Devamlı utandırılarak terbiye edilmişse; Kendini suçlamayı öğrenir.
*Hoş görü ile yetiştirilmişse; Sabırlı olmayı öğrenir.
*Desteklenip,yüreklendirilmişse; Kendine güven duymayı öğrenir.
*Övülmüş ve beğenilmişse; Takdir etmeyi öğrenir.
*Haklarına saygı duyularak büyütülmüşse; Adil olmayı öğrenir.
*Güven ortamı içersinde yetişmişse; İnançlı olmayı öğrenir.
*Kabul ve onay görmüşse; Kendini ve insanları sevmeyi öğrenir.
*Aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse; Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
|